Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) Mayıs 2026'da açıkladığı danışma görüşüyle, grev hakkının Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87 Sayılı Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi kapsamında güvence altına alındığını kesin biçimde ortaya koymaktadır. Bu karar yalnızca uzun yıllardır devam eden hukuki tartışmaları sonlandırmamış; aynı zamanda demokratik katılım, sosyal diyalog ve insan onuruna yakışır çalışma ilkelerini uluslararası hukukun temel değerleri arasında yeniden onaylamıştır.Kararın kooperatifçilik açısından en önemli yönü ise Uluslararası Kooperatifler Birliği'nin (ICA) dava sürecine aktif olarak katılması ve Mahkemeye resmi görüş sunmasıdır. Böylece kooperatif hareketi ilk kez uluslararası çalışma hukukunun gelişimine doğrudan katkı sağlayan küresel aktörlerden biri hâline gelmiştir.
İlk bakışta grev hakkı ile kooperatifler arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığı düşünülebilir. Ancak Türkiye'nin kooperatifçilik tarihi bunun aksini göstermektedir. Özellikle tüketim kooperatiflerinin gelişiminde sendikalar ve bazı işveren kuruluşları önemli rol üstlenmiş; çalışanların ekonomik ve sosyal refahını artırmak amacıyla birçok başarılı kooperatif kurulmuştur. Bu süreçte yetişen kooperatif profesyonelleri, ülkemizde kooperatifçilik hareketinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır.Benzer şekilde Avrupa'da ve dünyanın birçok ülkesinde sendikalar ile kooperatifler bugün de ortak projeler yürütmekte; ILO, ICA ve sendikal hareket sosyal ekonomi politikalarının geliştirilmesinde yakın iş birliği içinde çalışmaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın görüşü, grev hakkının ILO'nun temel sözleşmelerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu açık biçimde göstermiştir. Böylece ILO'nun uzman komiteleri tarafından yıllardır yapılan yorumlar uluslararası hukuk bakımından daha güçlü bir meşruiyet kazanmıştır.Karar yalnızca sendikal haklarla sınırlı değildir. Aynı zamanda örgütlenme özgürlüğünün demokratik toplumların ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın temel unsurlarından biri olduğunu vurgulamaktadır. Bu yönüyle çalışma hayatında sosyal diyaloğun ve katılımcı yönetim anlayışının önemini yeniden gündeme taşımaktadır.Kararın en dikkat çekici sonucu, ICA'nın uluslararası hukuk sürecindeki etkin rolüdür. ICA'nın Mahkemeye sunduğu görüş, grev hakkının insan onuruna yakışır çalışma, örgütlenme özgürlüğü ve demokratik katılımın ayrılmaz bir parçası olduğunu savunmuştur.
Bu gelişme, kooperatiflerin yalnızca üretim ve pazarlama yapan ekonomik kuruluşlar olmadığını; demokratik yönetişim, ortak katılım, ekonomik adalet, sosyal dayanışma ve sürdürülebilir kalkınmayı birlikte gerçekleştiren kurumlar olduğunu uluslararası düzeyde bir kez daha ortaya koymuştur.Türkiye açısından ICJ kararı önemli fırsatlar sunmaktadır. Tarım, ormancılık, tüketim, kredi ve diğer kooperatif türlerinde demokratik yönetişimin güçlendirilmesi, ortak katılımının artırılması ve sosyal ekonomi anlayışının yaygınlaştırılması bakımından uluslararası düzeyde güçlü bir hukuki referans oluşmuştur.Özellikle yapay zekâ, platform ekonomisi, iklim değişikliği, gelir eşitsizliği ve kayıt dışı istihdam gibi yeni küresel sorunlar karşısında kooperatif modeli, ekonomik verimlilik ile sosyal adaleti birlikte sağlayabilen alternatif bir kalkınma modeli olarak daha fazla önem kazanmaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın grev hakkına ilişkin danışma görüşü, uluslararası çalışma hukukunun son yıllardaki en önemli gelişmelerinden biridir. Karar, grev hakkının hukuki statüsünü güçlendirirken aynı zamanda demokratik yönetişim, sosyal diyalog ve insan odaklı kalkınma anlayışını da desteklemektedir.Kooperatif hareketinin bu süreçte üstlendiği rol ise tarihi bir dönüm noktasıdır. ICA'nın uluslararası hukuk platformunda ortaya koyduğu katkı, kooperatiflerin yalnızca ekonomik işletmeler değil; demokratik toplumun, sosyal ekonominin ve sürdürülebilir kalkınmanın temel kurumları olduğunu göstermiştir.
Türkiye açısından bu gelişme, kooperatiflerin kalkınma politikalarındaki yerinin yeniden değerlendirilmesi, sendikalar, işveren kuruluşları ve kooperatifler arasındaki iş birliklerinin güçlendirilmesi ve sosyal ekonomi anlayışının yaygınlaştırılması için önemli bir fırsat sunmaktadır. Geleceğin başarılı kooperatifleri, yalnızca ekonomik performanslarıyla değil; demokratik yönetim anlayışları, şeffaflıkları, ortak katılımını güçlendiren uygulamaları ve toplumsal fayda üretme kapasiteleriyle öne çıkacaktır.
Kaynak: ICA